POST-MARKSİZM VE RADİKAL DEMOKRASİ PROJESİ / Gökhan Demir

 

T.C.

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI

 

 

 

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

 

POST-MARKSİZM VE RADİKAL DEMOKRASİ PROJESİ  

 

 

 

Hazırlayan: GÖKHAN DEMİR

03716003

 

 

TEZ DANIŞMANI:

DR. CENGİZ ARIN

 

 

 

 

İSTANBUL, 2005


İÇİNDEKİLER

 

ÖNSÖZ..................................................................................................................................iii

ÖZET.....................................................................................................................................iv

ABSTRACT..........................................................................................................................v

1. GİRİŞ.................................................................................................................................1

2. ERKEN DÖNEM LACLAU............................................................................................3

      2.1. ALTHUSSER VE İDEOLOJİ KURAMI: ÖZNELERİN ADLANDIRILMASI…..3

      2.2.  İDEOLOJİ-SİYASET BAĞINTISI VE SINIFSAL OLMAYAN ADLANDIRMALAR .....................................................................................................12

3. POST-MARKSİZM .........................................................................................................20

3.1. TOPLUMUN AÇIKLIĞI, KAPANIMSIZLIĞI, BELİRLENİMSİZLİĞİ, TAMAMLANAMAZLIĞI VE OLANAKSIZLIĞI……………………………....23

3.2. SÖYLEM……………………………………………..…………………………....31            

3.2.1. Söylem Analizinin Temel Kavramları……………………………………......39                                               

  3.2.2. Söylemsellik Alanı, Yüzer Gezer Gösterenler, Düğüm Noktaları ve Eklemlenme…………………………………………………………………………40

            3.2.3. Eleştiriler……………………………………………………………………..47

       3. 3. HEGEMONYA…………………………………………………………………....54

            3. 3. 1. Antonio Gramsci: Hegemonya ve Sivil Toplum…………………………….56

            3. 3. 2. Otoriter ve Demokratik Hegemonya……………………….……………….66

            3. 3. 3. Gramsci ve ‘Özcü’ Kalıntılar……………………………………………….69

            3. 3. 4. Hegemonya ve Eklemleyici Pratikler……………………………………….72

            3. 3. 5. Claude Lefort, İktidarın Boş Yeri ve Hegemonya…………………………...77

       3. 4. TOPLUMSAL ANTAGONİZMA……………………………………….………..80

 4. ÖZNE, KİMLİK VE İKTİDAR………………………………………………………..85

       4. 1. SAUSSURE: FARKA DAYALI VE İLİŞKİSEL KİMLİK KAVRAMI................85

             4. 1. 1. Dil (Langue) ve Söz (Parole)……………………………………………......85

            4. 1.  2. Gösterge: Gösteren/Gösterilen…………………………….….....................86

            4. 1. 3. Göstergenin Nedensizliği/Keyfiliği…………………….….….......................86 

      4. 2. YAYILIM VE KISMİ SABİTLENME ARASINDA ÜSTBELİRLENMİŞ ÖZNE VE ÖZNE KONUMLARI……………….………………………………………………….89  

      4. 3. İKTİDAR, KİMLİK VE OLUMSUZLUK: KURUCU DIŞARIYA BAĞIMLILIK..................................................................................................................98 

      4. 4. AYRICALIKLI FAİLİN SONU YA DA SINIFLARIN BUHARLAŞTIRILMASI …………………………………………………………………………………………..103                                

      4. 5. HEGEMONİK FORMASYONUN KRİZİ, YENİ ANTAGONİZMALARIN DOĞUŞU, TOPLUMSALIN SİYASİLEŞMESİ VE YENİ TOPLUMSAL HAREKETLER YA DA TÜRETİLEN VE TESADÜFİLEŞEN ÖZNE……………....108  

      4. 6. İNDİRGEMECİ ATIF YA DA SİYASAL GÜCÜNDEN MAHRUM BIRAKILAN MARKSİZM……………………………………………………………………………120           

5. RADİKAL DEMOKRASİ PROJESİ………………………………………………….130  

      5. 1. RADİKAL DEMOKRASİ VE DEMOKRATİK DEVRİM: LİBERALİZMİN İÇKİN ELEŞTİRİSİ Mİ? LİBERAL DEMOKRASİNİN SAVUNUSUNUN USSALLIĞI MI?...................................................................................................................................130  

      5. 2. İKTİDARDAN MUAF RASYONEL DİYALOG İDEALİNE KARŞI İKTİDARIN SÖKÜLÜP ATILAMAZLIĞI ÖNKABULÜ: MÜZAKERECİ DEMOKRASİYE KARŞI AGONİSTİK ÇOĞULCULUK………….......................................................................137  

      5. 3. LİBERALİZM-TOPLULUKÇULUK TARTIŞMASINDAN TÜRETİLEN ORTA YOL: EKLEMLEYİCİ İLKE VE TOPLUMSAL BİR İMGELEM OLARAK RADİKAL DEMOKRATİK YURTTAŞLIK….................................................................................156

SONUÇ..............................................................................................................................165

KAYNAKÇA……………………………………………………………………………….169

 


ÖZET

Bu tezin amacı, genel bir felsefi/kuramsal konum olarak – söylem kuramsal yaklaşım veya Essex Okulu olarak da bilinen – post-Marksizmi ve post-Marksizmin alternatif olarak önerdiği toplum tasarımı olan radikal demokrasi projesini incelemektir. Bu inceleme yapılırken, Marksizmin ve onun toplum tasarımı olan sosyalizmin ikiz krizine bir çare/çıkış yolu önermek çabasından hareket eden Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe’un, söylem, hegemonya, toplumsal antagonizma, eklemlenme, agonistik çoğulculuk vs. gibi temel kavramlarının tanımlanması üzerinden hareket edildi. Marksizm ve sosyalizmin ikiz krizi argümanından hareket eden Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe’un çalışmalarını inceleyen bu tezin temel savlarından biri, özcü, belirlenimci, indirgemeci olmayan bir tarih ve toplum kuramı sunma ve aşamacı bir toplumsal evrim düşüncesinden kopma çabalarına rağmen post-Marksizmin bir dizi sorgulanamaz, tarih-aşırı, otarşik (mutlak olarak) içkin kategorilere bağlılıklarını sürdürdükleridir. Post-Marksizm, açıklık ve kapanım arasındaki salınıma son veremez, gereklilik alanını terk etmekte başarılı değildir, Marksizme ilişkin okumaları, hatalı ve kuramsal öncülleriyle çelişir biçimde indirgemeci ve monist bir okumaya dayanır. Temelde, cari liberal demokrasilerin radikalleştirilmesi ve derinleştirilmesi üzerinden tanımladıkları alternatifleri kapitalizmin aşılamaz olduğunun (örtük) kabulüne dayanmaktadır.


ABSTRACT

The purpose of this thesis is to investigate post-Marxism – which is also known as discourse theoretical approach or the Essex Schooland its society imagination the project of radical democracy as a general philosophical/theoretical position. The investigation’s main point was determined as describing main concepts (discourse, hegemony, social antagonism, articulation, agonistic pluralism etc.) of Ernesto Laclau and Chantal Mouffe who activated by the effort of proposing a solution/exit for twin crisis of Marxism and its society imagination socialism. Despite their efforts of proposing a non-essentialist, non-reductionist, non-determinist theory of history and society and breaking off from a stagist idea of social evolution, post-Marxism is still dependent to unquestionable, a-historic, autarchic (absolutely) immanent categories. This is one of main claims of the thesis investigating works of Laclau and Mouffe who activated by the argument of twin crisis of Marxism and socialism. Post-Marxism is not able to give an end to fluctuation between openness and closure; in addition it fails to abandon the field of necessity, and finally its Marxism readings are mistaken and reductionist in a paradoxal way against its theoretical premises. Actually, their alternative is radicalization and deepening of present liberal democracy and is based on the (implicitly) acceptance of capitalism’s indelibility.


GİRİŞ

Son yirmi yılın siyaset ve demokrasi kuramı alanlarındaki tartışmalara önemli katkılar sunan Essex Okulu veya söylem-kuramsal yaklaşım olarak da bilinen post-Marksist düşünce ve bu düşüncenin sosyalizme alternatif olarak önerdiği radikal demokrasi projesi ikiz krize cevap vermeye yönelik kuramsal bir çabaydı. Bu çalışma post-Marksizm ve post-Marksizmin alternatif olarak önerdiği radikal demokrasi projesini incelemeyi amaçlamaktadır.

Post-Marksizmi ve bu düşüncenin toplum projesini incelemeyi amaçlayan bu çalışma dört ana bölümden meydana gelmektedir. Çalışma Althusser’in ideoloji kuramıyla başlamaktadır. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi, bu bölümün ikinci alt başlığında ele alındığı gibi, ideoloji ve sınıflar arasındaki ilişkiyi incelediği dönemde Laclau’nun çalışmaları üzerinde bu kuramın büyük etkisinin olması, ikinci neden de daha sonra Chantal Mouffe ile yazdığı temel eserlerinde söylem kavramını geliştirirken başvurdukları önemli kaynaklardan biri olmasıdır.

Üçüncü bölüm, yazarların kuramlarında en önemli savlardan birinin, (toplumsalın açıklığı veya kapanımın olanaksızlığı), söylem, hegemonya ve toplumsal antagonizma gibi post-Marksist düşüncenin temel kategorilerinin incelenmesine ayrılmıştır. Söylem kavramı incelenirken söylemsellik alanı, yüzer gezer gösterenler, düğüm noktaları gibi temel kavramlar üzerinden hareket edildi. Hegemonya kısmında, Gramsci’nin hegemonya, sivil toplum ve devlete ilişkin görüşleri, izleyen kısımda Laclau ve Mouffe’un hegemonya pratikleri arasında yaptıkları ayrım incelemektedir. Hegemonya kısmının diğer alt bölümlerinde Laclau ve Mouffe’un Gramsci’de buldukları ‘özcü’ kalıntılara, eklemleyici bir pratik olarak hegemonya görüşüne ve Claude Lefort’un demokratik devrimle birlikte iktidarın yerinin boş bir yer haline geldiği savıyla hegemonya arasındaki bağlantılara değinilmiştir. Bu bölümde son olarak hegemonyanın kapanımı gerçekleştirmedeki başarısızlığından, söylemsel pratikleri sürekli olarak aşan ve istikrarsızlaştıran çokanlamlılık ve ‘anlam fazlalığı’ndan ileri geldiğini düşündükleri toplumsal antagonizma kavramı incelenmiştir. Kimliğin olumsallığını açığa vuran, toplumun tözsel olarak inşasını engelleyen antagonizma aynı zamanda tüm nesnelliğin sınırını oluşturur.

Dördüncü bölüm, Saussure’ün yapısalcı dilbilim görüşünün kısa bir anlatımıyla başlamaktadır. Daha sonra yazarların özne/fail ve kimlik ile iktidar, olumsuzluk ve ‘kurucu dışarı’ arasındaki ilişkileri ele alışları incelenmiştir. Bu bölümde daha sonra yazarların değişimin faili olarak gördükleri yeni toplumsal hareketlere ilişkin tartışmalara değinilmiştir.

Çalışma, post-Marksistlerin sosyalizme alternatif olarak önerdikleri mevcut liberal demokrasilerin derinleştirilmesi ve radikalleştirilmesi üzerinde tanımladıkları radikal demokrasi kavramlarının demokrasi kuramı içinde süregelen bazı tartışmalarla ilişkilendirilerek incelenmesiyle sonlanmaktadır.


SONUÇ

Son yirmi yılın siyaset ve demokrasi kuramı alanlarındaki tartışmalara önemli katkılar sunan post-Marksist düşünce ve bu düşüncenin sosyalizme alternatif olarak önerdiği radikal demokrasi projesi ikiz krize cevap vermeye yönelik kuramsal bir çabaydı. Bu kuramsal çaba içinde, özcü olmayan bir kuram ve alternatif toplum tasarımı önermek istediler. Toplumun ve tarihsel değişmenin indirgemeci olmayan ve özcülük karşıtı açıklamasını yapmak isteyen Laclau ve Mouffe, Gramsci’nin hegemonya kavramına, post-yapısalcılığa ve psikanalitik kurama başvurdular.

Gerek kuramsal analizleri gerekse de alternatif toplum tasarımları iç içe geçmiş kimi sorunları barındırır. Bu sorunlarından ilki, temelde, özcülük karşıtı bir kuram sunduklarını hararetle savunmalarına rağmen kuramlarında bazı, sorgulanamaz, aşılması imkansız, mutlak kategorilerin nasıl oluyor da onca söylemsel istikrarsızlığın ve bağlamsal savunmasızlığın, kırılganlığın, kolaylıkla istenilir biçim verilebilirliğin (toplumsalın plastikleştirilmesinin) içinde kendisine yaşam alanı bulmasıyla ilgilidir. Bu kategoriler veya sorgulanamaz biçimde kabul edilen varsayımlar şunlardır. Kapitalizm, söylem öncesi bir olgu, hegemonik eklemlenme mücadelelerinden muaf bir gerçeklik, toplumdan bağımsız, siyaset-dışı işleyen bir düzenek, sabit, saydam, çelişkisiz yekpare ve homojen bir ‘öz’ haline getirilir. Bir diğeri, ‘antagonizmasız dünyanın olanaksızlığı’, ‘antagonizmanın kuruculuğu, indirgenemezliği, mutlak ve aşılamaz konumu’, ‘siyasi olanın zorunluluğu’, ‘siyasal olana içkin çatışmanın sökülüp atılamazlığı’, ‘iktidar ilişkilerinin kurucu, kalıcı ve giderilemez olduğu’ savları ile ilgilidir. Bu savlar bunların kader olarak kabul edildiği anlamına gelmiyor mu? Antagonizma olmaksızın hiçbir kimlik olanaklı değildir demek özneyi pür antagonizma deneyimine indirgemek değil midir? Çatışma ve çekişme adeta siyasetin ‘hammadde’si, ‘öz’ü haline getirilmiyor mu? Belirli kurumlarla sınırlandırılamayan hatta, kendisinin ‘dışında’ yer alan toplumdaki diğer süreçlerle, ilişkilerle bağı koparılan, her insan toplumuna içkin olan ve ontolojik durumumuzu belirleyen bir boyut olarak tasavvur edilen (ontolojikleştirilen) siyasal olan, her şeyi yutan tarih-aşırı bir homojen öz, otarşik bir mutlak içkinlik niteliğine bürünmektedir.

Diğer bir sorun post-Marksizmin en önemli kategorilerinden biri olan hegemonya kavramına ilişkindir. Hegemonyanın temellerini sınıfta bulacağı veya hegemonik öznenin temel toplumsal sınıflar olacağı şeklindeki Gramscici temel önermelerden birini reddeden hegemonyaya post-yapısalcı yaklaşıma göre, hegemonya sınıfa bağlı bir etkinlik değildir. Hegemonya kavramı, Gramsci’nin bu post-yapısalcı okunması sonucu, toplumsal yapılardan ve kurumlardan bağımsız bir varlık, dışarısı olmayan, kendi kendini kuran içine kapalı bir döngüsellik haline gelir. Laclau ve Mouffe bitimsiz, sonu hiçbir zaman gelmeyen hegemonya görüşüyle hegemonyaya, Marksizmin ortodoks yorumundaki ekonominin işlevine benzer bir statü vermektedirler. Ekonominin işlevlerine üzerine alan hegemonya, ilişkisiz ilişki haline gelmiştir. Temel toplumsal sınıflardan veya sınıfsal bağlamından koparılan hegemonya kavramı, bu post-yapısalcı okumada tüm sınıfsal içeriğini kaybeder veya içeriksizleşir.

Maddi belirlenimin ontolojik olmaktan çıkarılıp yerine radikal olumsallık ve belirlenimsizliğin konması diğer bir sorunu teşkil eder. Söylemsel öncesi herhangi bir maddi ilişkinin olabilirliği reddedilmiş, her şeyi kapsayan söyleme mutlak özerklik veya toplumsal ve siyasal yaşamda merkezi rol verilmiştir. Tarihsel ve toplumsal belirlenim veya her türlü nedensellik kavramı reddedilir, söylemsel süreksizlik merkezileştirilir. Söylemsel kavramı toplumsal gerçekliğe eşdeğer olarak düşünülür. Çünkü toplumsal gerçeklik eklemlenme yoluyla ilişkisel olarak oluşturulmaktadır. Maddi üretimin yerine söylem kavramını koyan böylece, tarihi her türlü maddi belirlenimden, siyaseti sınıflardan arındıran bir yaklaşım sunarlar. Siyasal alanı, devlet ve sınıf meselesinden arındıran, siyaseti tümüyle olumsal hale getirip sınıfları tümüyle buharlaştıran, maddi dünyaya önem vermeyen genel bir kuram sunarlar. Maddi belirlenimden tamamen koparak, sınıf ilişkilerini reddederek toplumsalı söylem içinde eritirler, sınıfları buharlaştırırlar.

Diğer bir sorun da yazarların özneye ilişkin kavrayışlarında kapıldıkları mutlak iradeci tutumdur. Laclau ve Mouffe, işçi sınıfının ayrıcalıklı konumunu reddettikten veya ‘sınıf özcülüğü’nden koptuktan sonra, heterojen özne konumları arasında hipotetik kusursuz bir eklemlenme tasavvur ederler, eşdeğerliğe dayalı bu eklemlenmenin önündeki engelleri tartışma konusu yapmazlar. Sınıf mücadelesi yerine önerilen demokratik mücadeleler arasında eşdeğerlik yaratmak önerisi, tarihi bütünüyle yapılardan yoksun, tüm sonuçların eşit derecede olası olduğunu düşünen, belirlenimi tümüyle dışlayan mutlak iradecilik halini almaktadır. Söylemsel olarak üretilmiş özerk özne konumlarının tabiiyet ilişkilerine karşı sonu gelmez/bitimsiz mücadelesidir artık söz konusu olan. Nihai temellerin ortadan kalktığı bitimsiz olumsallık dünyasında bireylerin ve grupların bu projeye niçin bağlanacakları veya bu projenin peşinden gidecekleri belirsizdir.

Yaklaşımlarındaki diğer bir temel sorun da Marksizmin bütününe indirgemecilik atfetmeleri, sınıfı içkin olarak özcü bir kategori olarak görüp bütünüyle reddetmeleridir. Laclau ve Mouffe, oldukça kaba bir ikileme dayanırlar, bu ikilem arasında bir seçime zorlarlar. Bu, indirgemeci Marksizm yorumu ve radikal belirlenimsizlik arasında yapılması gereken bir seçimdir. Laclau ve Mouffe’un iddialarının tersine Marksizmde sınıf, aşkın, sabit, statik ve ilkesel olarak değişmeyen, nesnel (önceden-oluşturulmuş) karaktere sahip bir entite değildir. Teleolojik veya aşamacı tarih kuramlarına ve lineer toplumsal evrim düşüncesine dayanan, ekonomik ilişkilerle toplumsal kültürel alanlar arasında geçirimsizlik öngören, ekonomiyi kapalı pür içsellik mekanı, bütünüyle bağımsız olarak işleyen bir ‘gerçeklik’ olarak dogmatik biçimde ele alan, sınıfı bütünüyle altyapı düzeyinde önceden oluşturulmuş çıkarlarla siyasal alana sunan ve bu alanda tayin edilmiş rolünü yerine getirmesini bekleyen kimi yaklaşımları Laclau ve Mouffe, hatalı biçimde bütün Marksist kuramı kapsayacak tarzda genişletir.

Siyaseti, maddi belirlenimden ve sınıflardan bütünüyle bağımsız bir olumsallık alanı olarak düşünen, sınıf siyasetine yer bırakmayan, sınıf mücadelesinin arkaik, modası geçmiş, rafa kaldırılması gereken nostaljik bir düşünce olduğunu savlayan, siyasal alanı tümüyle özerk olarak ele alan, kapitalizme alternatifin olmadığını örtük olarak söyleyen, değişimin faili olarak işçi sınıfının yerine amorf ve istikrarsız özne konumlarının çoğul mücadelesini koyan  post-Marksizm ve onun toplum tasarımı olan radikal demokrasi projesi (kapitalist) devlete dair bir analiz önermez. Her şeyin siyasi mücadelelerle kolaylıkla istenilen biçime sokabileceğini savunmalarına rağmen, alternatif olarak önerdikleri toplum tasarımlarında mülkiyet ilişkilerinin dönüştürülmesine dair herhangi öngörüleri yoktur, bu konuda sessiz kalmayı tercih etmektedirler. Kaldı ki, kapitalist toplumlarda emek gücünün meta karakterini reddettikten sonra ellerinde sömürü ilişkilerine dair bir şey kalmamıştır. Önerdikleri proje, temelde, kopuş fikrini reddettikten sonra, cari liberal demokrasilerin içinde kalarak bu demokrasileri radikalleştirmek ve derinleştirmektir. Bu derinleştirme ve radikalleştirme üzerinden tanımladıkları alternatifleri kapitalizmin aşılamaz olduğunun örtük de olsa kabulüne dayanmaktadır. Amacı iktidar ilişkilerini ortadan kaldırmak olmayan radikal demokrasi projesi, açıkça kapitalist sisteme bir alternatif fikrinden vazgeçmektedir. Demokrasiye, demokratik devrime dinamiğini veren iktidar ve sömürü ilişkilerinin, ortadan kaldırılması, post-Marksistlere göre, zorunlu totaliter içerimlere sahip bir çabadır. Önerdikleri radikal demokrasiye dayalı toplum tipinin neye benzeyeceğine ilişkin herhangi bir somut taslak yoktur. Herhalde, önerdikleri toplum kendi kendini düzenleyen (düzenlemesi beklenen) bir toplumdur.